Ağla Yüreğim Ağla
Bir an için kendi babanızın idamla yargılandığını düşünün lütfen!
Ne hissediyorsunuz? Bu ne büyük bir acıdır Allah'ım! Bir yanda babası
hakkında idam kararı alınan seven bir kadın, bir yanda onu birbirinden
asil yüreklerle seven iki adam. Günümüzün "iki kadın, bir
adam" çirkinliklerine hiç benzemiyor bu öykü.
Siz hiç aşk için ağladınız mı? Konu, aşk olduğunda "Allah ağlatmasın"
diyemeyeceğim, çünkü aşık olmadan ölüp gitmeye gönlüm hiç razı
değil. Eh hem aşkı yaşamak, hem de ağlamamak; bu da olamayacağına göre...
Bense bugünlerde yine ağlıyorum aşk için. Hem de ne ağlamak... Yalnız
bu seferki farklı. Kendim için değil, Yasemin ile Ahmet için ağlıyorum.
Bir televizyon dizisindeki aşka ağlıyorum ben. Beni komik bulabilirsiniz
ama öyle günümüzün sözüm ona aşkları değil, sahici ve çok büyük
bir aşk ve hatta aşklar var bu dizide. Dayanamıyorum işte... Aslında
"büyük aşk" da ne demekse? Küçükse aşk denir mi ona? Tamam
ona da buluruz bir ad ama uğraşamam şimdi bununla. Bu kadar kaptırmışken
kendimi aşka.
Hatırla Sevgili'yi izleyenler anladılar, ah anladılar onlar beni! Atv'de
yayınlanan ama niyeyse birçok uyduruk dizi kadar ses getirmeyen bir dizi
bu. Ben bu dizideki aşklar için, öyle sadece izlerken değil, aklıma
geldikçe durup durup ağlıyorum. Gözlerim dolmuyor, biraz hüzünlenmiyorum,
her hatırlayışta hıçkıra hıçkıra ağlayasım geliyor. Bu derece
yani. Deli miyim neyim? Bu hikaye beni "mecnun etti", müsebbiplerine
"siz de olasınız" diyorum. İnsan bir dizinin daha jenerik müziğini
duyar duymaz, köşesine büzülüp ağlamaya başlar mı? Düşünüyorum
da şunca yıllık ömrümde, böyle bir dizi daha hatırlamıyorum ben.
Sanmayın ki filmlerden, dizilerden kolay etkilenen biriyim ve sanmayın ki
depresyondayım. Şükürler olsun güzel günlerindeyim hayatımın. Üstelik
ağlatma rekorları kıran, Babam ve Oğlum filminden mendili kuru çıkmış
biriyim ben. Orada ölümcül hastalık vardı, öksüz kalan çocuk vardı.
Ağlaması kolaydı anlayacağınız ama ağlayamadım işte.
Hatırla Sevgili'de, ölüm için değil kavuşamayan aşıklar için ağlamak
var. Aslında bu benim hayatımda ilk değil. İkinci. Bir Sevgililer Günü
sayısında anlatmıştım sizlere. "Senede Bir Gün" adlı bir
sinema filmi vardı, çocukluğumda seyrettiğim. Bir de odur işte,
hikayesi aklıma her geldiğinde hâlâ ağladığım. Yetmemiş gibi bir de
"Hatırla Sevgili" eklendi. Bu dizideki aşk için de ölür gider
ağlarım ben artık.
Hatırla Sevgili'nin kahramanları Yasemin ve Ahmet'e kavuşamadıkları için
ağlıyorum ama bir de kavuşamama nedenleri var ki... İzlemeyenler için kısaca
anlatayım. Hem izleyemeyenler niye izlemiyorlar ki? Kızıyorum doğrusu!
Tamam, peki kısaca: Birbirini çok seven iki genç, ayrılmak zorunda kalıyorlar.
Çünkü oğlanın babası, kızın babası hakkındaki idam kararını
veriyor! Off, bakar mısınız ayrılık nedenine?
Dönem 27 Mayıs dönemi. 20'li yaşlardakilerin çoğu tarafından
bilinmeyişine hayret ettiğim, bu yakın tarihimizi anlatması bakımından
da nasıl önemli bir dizi. Tanrı kimselere yaşatmasın ama kendinizi bir
an için Yasemin'in yerine koyun lütfen. Kendinizi babası idam edilmiş
veya hakkında idam kararı çıkmış herkesin yerine koyun. Bunun hayaline
dahi dayanabiliyor musunuz? Bir de Babalar Günü'nde deneyin bunu.
Hediyenizle babanıza sarılırken veya çok özlediğiniz babanız, tıpkı
benim babam gibi artık hayatta değilse eğer, kabrini ziyarete giderken;
birilerinin babalarının idam edildiklerini düşünün.
Ben bunu düşündüğüm zaman, yüreğim parça parça olmakla kalmıyor,
ciğerlerim adeta bir bıçakla lime lime kesiliyor. Bunu kimse yaşamasın,
ne olur... Babalarımıza duyduğumuz sevgi bir yana, yaşadıklarından,
hele ki başkalarının ona yaşattıklarından dolayı içinizde bir sızı
varsa acıların en büyüğü bu galiba. Aslında sadece babalarımıza karşı
değil, her kime karşı olursa olsun iç sızısıyla dolu olmak ve bir şey
yapamamak, insan olmanın en ağır tarafı bu mu acaba?