Cosmopolitan Haziran 2007 Gül AZER'in yazısı
 
Ağla Yüreğim Ağla

Bir an için kendi babanızın idamla yargılandığını düşünün lütfen! Ne hissediyorsunuz? Bu ne büyük bir acıdır Allah'ım! Bir yanda babası hakkında idam kararı alınan seven bir kadın, bir yanda onu birbirinden asil yüreklerle seven iki adam. Günümüzün "iki kadın, bir adam" çirkinliklerine hiç benzemiyor bu öykü.

Siz hiç aşk için ağladınız mı? Konu, aşk olduğunda "Allah ağlatmasın" diyemeyeceğim, çünkü aşık olmadan ölüp gitmeye gönlüm hiç razı değil. Eh hem aşkı yaşamak, hem de ağlamamak; bu da olamayacağına göre...
Bense bugünlerde yine ağlıyorum aşk için. Hem de ne ağlamak... Yalnız bu seferki farklı. Kendim için değil, Yasemin ile Ahmet için ağlıyorum. Bir televizyon dizisindeki aşka ağlıyorum ben. Beni komik bulabilirsiniz ama öyle günümüzün sözüm ona aşkları değil, sahici ve çok büyük bir aşk ve hatta aşklar var bu dizide. Dayanamıyorum işte... Aslında "büyük aşk" da ne demekse? Küçükse aşk denir mi ona? Tamam ona da buluruz bir ad ama uğraşamam şimdi bununla. Bu kadar kaptırmışken kendimi aşka.
Hatırla Sevgili'yi izleyenler anladılar, ah anladılar onlar beni! Atv'de yayınlanan ama niyeyse birçok uyduruk dizi kadar ses getirmeyen bir dizi bu. Ben bu dizideki aşklar için, öyle sadece izlerken değil, aklıma geldikçe durup durup ağlıyorum. Gözlerim dolmuyor, biraz hüzünlenmiyorum, her hatırlayışta hıçkıra hıçkıra ağlayasım geliyor. Bu derece yani. Deli miyim neyim? Bu hikaye beni "mecnun etti", müsebbiplerine "siz de olasınız" diyorum. İnsan bir dizinin daha jenerik müziğini duyar duymaz, köşesine büzülüp ağlamaya başlar mı? Düşünüyorum da şunca yıllık ömrümde, böyle bir dizi daha hatırlamıyorum ben. Sanmayın ki filmlerden, dizilerden kolay etkilenen biriyim ve sanmayın ki depresyondayım. Şükürler olsun güzel günlerindeyim hayatımın. Üstelik ağlatma rekorları kıran, Babam ve Oğlum filminden mendili kuru çıkmış biriyim ben. Orada ölümcül hastalık vardı, öksüz kalan çocuk vardı. Ağlaması kolaydı anlayacağınız ama ağlayamadım işte.
Hatırla Sevgili'de, ölüm için değil kavuşamayan aşıklar için ağlamak var. Aslında bu benim hayatımda ilk değil. İkinci. Bir Sevgililer Günü sayısında anlatmıştım sizlere. "Senede Bir Gün" adlı bir sinema filmi vardı, çocukluğumda seyrettiğim. Bir de odur işte, hikayesi aklıma her geldiğinde hâlâ ağladığım. Yetmemiş gibi bir de "Hatırla Sevgili" eklendi. Bu dizideki aşk için de ölür gider ağlarım ben artık.
Hatırla Sevgili'nin kahramanları Yasemin ve Ahmet'e kavuşamadıkları için ağlıyorum ama bir de kavuşamama nedenleri var ki... İzlemeyenler için kısaca anlatayım. Hem izleyemeyenler niye izlemiyorlar ki? Kızıyorum doğrusu! Tamam, peki kısaca: Birbirini çok seven iki genç, ayrılmak zorunda kalıyorlar. Çünkü oğlanın babası, kızın babası hakkındaki idam kararını veriyor! Off, bakar mısınız ayrılık nedenine?
Dönem 27 Mayıs dönemi. 20'li yaşlardakilerin çoğu tarafından bilinmeyişine hayret ettiğim, bu yakın tarihimizi anlatması bakımından da nasıl önemli bir dizi. Tanrı kimselere yaşatmasın ama kendinizi bir an için Yasemin'in yerine koyun lütfen. Kendinizi babası idam edilmiş veya hakkında idam kararı çıkmış herkesin yerine koyun. Bunun hayaline dahi dayanabiliyor musunuz? Bir de Babalar Günü'nde deneyin bunu. Hediyenizle babanıza sarılırken veya çok özlediğiniz babanız, tıpkı benim babam gibi artık hayatta değilse eğer, kabrini ziyarete giderken; birilerinin babalarının idam edildiklerini düşünün.
Ben bunu düşündüğüm zaman, yüreğim parça parça olmakla kalmıyor, ciğerlerim adeta bir bıçakla lime lime kesiliyor. Bunu kimse yaşamasın, ne olur... Babalarımıza duyduğumuz sevgi bir yana, yaşadıklarından, hele ki başkalarının ona yaşattıklarından dolayı içinizde bir sızı varsa acıların en büyüğü bu galiba. Aslında sadece babalarımıza karşı değil, her kime karşı olursa olsun iç sızısıyla dolu olmak ve bir şey yapamamak, insan olmanın en ağır tarafı bu mu acaba?