| Vatan Benissimo- Burçin Ünlü 27 Ocak 2007 |
Ekranların
masum yüzü Beren Saat
Bir yarışmayla başlayan kariyerine sağlam adımlarla devam eden Beren Saat,son dönemin dikkat çeken oyuncularından biri… Onu ilk olarak Türkiyenin yıldızları yarışmasında tanıdık.Yeteneği güzelliği ve masum yüzüyle dikkat çekiyordu. “Aşkımızda ölüm var” dizisinde küçük bir rol ve Mahsun Kırmızıgülle başrollerini paylaştığı Aşka Sürgün dizisi izledi. Şu sıralar Hatırla Sevgili de “Yasemin” rolünü başarıyla canlandırıyor. Beren Saat ile büyük bir hızla gelişen kariyeri oyunculuk ve hayalleri üzerine söyleştik..
Hatırla Sevgili bi dönem dizisi, çekimler öncesinde nasıl bir hazırlık aşamasından geçtiniz?
-Çok yoğun bir hazırlık dönemi oldu. Dönem dizisi olması nedeniyle Yılmaz Karakoyunlu, Can Dündar, Ferhat Kenter gibi isimlerle birtakım birlikteliklerimiz oldu. Özellikle Can Dündarın bize büyük bi yardımı oldu. Belgeseller nedeniyle çok önemli bir veri tabanına sahip. Bundan çok faydalandık. Zaten, Tomris Hanım ilk günden Demir Kırat belgeselini tutuşturdu elime. Sonrasında bi yandan dizideki karakterlerin psikolojik boyutunu incelerken diğer yandan o dönemde kadınlar tırnaklarını nasıl törpülüyorlamış saçlar nasılmış, ayakkabıların modelleri neymiş diye araştırma yaptık. Eski “hayat” dergileri bulundu. Tomris hanımın evinde bu dergiler karıştırıldı. Yaratım aşamasında bulunmak benim için çok keyif verici ve öğretici oldu.
Dizide cumhuriyet tarihimizin siyasi açıdan oldukça sıkıntılı bi dönemi resmediliyor.O yıllarda yaşanılanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
-En başta şunu söylemem gerekir. Bu diziyle beraber anladım ki o dönemi çok yüzeysel biliyormuşum. Yakın tarih deniliyor ama bana çok uzakmış gibi geliyordu. Ta ki ananemle konuşana kadar, bir gün ananem üzerinde 27 mayıs tarihi olan yüzüğünü gösterdi. O dönemde yardım olsun diye herkes alyanslarını değerli eşyalarını bağışlamış, karşılığında devlet bu yüzüğü vermiş. O an anladım ki aslında hiç de uzak değil ananemin şahit olduğu olaylar. Bir insanın başbakan konumundan alınıp idam edilidğini düşününce beynime kurşun yemiş gibi oluyorum. Bu kadar antidemokratik bi tutum insanı üzüyor…
Siyasi çalkantıları bir yana bıraktığımıza 50li 60lı yıllarda yaşamak ister miydiniz?
-Aslında bakarsanız o dönem çok özendirici. Müzikler kıyafetler nezaket.. nezaketin her alana yansıması oturmaları kalkmaları konuşmaları insan ilişkileri… herley çok keyifli..70ler 80ler değil ama 50li 60lı yıllar yaşamak için çok tercih edilebilir bi döem..
Sinema filminde oynamak istediğinizi söylediniz, teklifler var mı?
-Çok sabırsızlıkla beklediğim bi rol var. Tomris hanım çekecek ve inanıyorum ki çok güzel olacak. Ama filmi beyaz perdede görene kadar konuşmamak lazım.. o yüzden şimdilik söyleyebileceklerim bu kadar…
Kendinizi nasıl bir oyuncu olarak görüyorsunuz?
-Daha oyuncuyum diyemiyorum olmaya çalışıyorum…bir potansiyel var galiba.zaten buna inanmasam bu işe soyunmazdım. Kendimi hayal kırıklığına uğratmaktan çok korkarım. Dizi çekmenin en keyifli yanı normal şartlarda karşı karşıya gelemeyeceğiniz insanlarla çok uzun vakitler geçirme şansınız olması. Gerek sahnede oynarken gerekse kahve molalarında çok fazla şey öğreniyoruz hem hayata hem oyuculuğa dair…Mesela dizide babamı oynayan Engin Şenkan o kadar muhteşem ki bazen karşılıklı rollerimizde arkadan bi tekme atıyor ve hop sen oynayıp gidiyorsdun.. Sahne hakimiyeti karşısındaki oyuncuyla kurduğu iletişim muazzam. Tabi bi tek Engin ağabeyle değil. Lale ablayla oynarken de böyle oluyor..Ayda abla ve Avni ağabeyle de… “Şu anda bırakamayacağım bi noktadayım, döndüğümde aynı şansı bulamayabilirim..”
Oyunculuğunuzu geliştirmek için ne yapıyorsunuz?
-Galiba ihtiyaca göre şekilleniyor…Mesela Aşka Sürgünde kendim konuşmuyordum, seslendirmeyi başkası yapıyordu. Ama bu dizide dublajı ben yapıyorum. Bu yaz ses egzersizleriyle tonlama çalışmalarıyla çok uğraştım. Bir yandan da fiziksel esnekliğimi ve kondisyonumu kaybetmemek için çalışıyorum..
Çok yoğun bir tempoda çalışıyorsunuz, bu sizi nasıl etkiliyor?
-Açıkçası dizi çektiğim bi dönemdeyim ve bunu yarıda bırakamam. Biliyorsunuz bu ülkede insanların dönemleri var ben şu anda bırakamayacağım bi dönemdeyim. Döndüğümde aynı şansı bulamayabilirim O yüzden son 3 senedir sürekli çalışıyorum. Dizi çekmek öyle birşey ki insanın başka hiçbişeye vakti kalmıyor. Kitap okurken 3. 4. sayfasında yorgunluktan uyuyorsunuz.. Bir yandan insanın kişisel gelişimi duruyor diğer yandan farklı yönetmenlerle ve farklı tecrübelerdeki oyuncularla vakit geçirdiğiniz için bir tür atölye çalışmasının yaşandığı bir okul aslında.. Yani bir anlamda bu döngü içinde gelişiyorum..
Ali Poyrazoğlu sizin için ‘tiyatroya yeteneği vardı kullanmadı TV dizilerinde oynayarak para kazanmayı seçti, oysa kendine daha derin yatırımlar yapması gerekirdi’ dedi. Siz ne diyeceksiniz bu konuyla ilgili olarak?
-Açıkçası yarışmadayken Ali hoca hakkındaki fikirlerim bambaşkaydı. Şu an çok başka…Artık yarışma bitti ve dışarıdan baktığımda o zaman bizi çok doğru yönlendirdiğine ikna oldum. O yüzden ne diyorsa doğrudur. Ama şunu söyleyeyim cahil cesaretiyle her şeyin üstüne atlamak bana çok tehlikeli geliyor.Daha dizide kendi dublajımı yapmıyorken sahneye çıkıp sesimi çok iyi kullanabiliyormuşum gibi kendimi ortaya atmak bana cahil cesareti olur gibi geldi. Bunun sırf para kazanmak amacıyla yapıldığı eleştirisine da hak veremeyeceğim.Konu sırf para kazanmak olsaydı başka bir işte çok daha fazla kazanabilir daha rahat koşullarda çalışabilirdim. En azından yerimde saymadığıma inanıyorum, bu yüzden içim rahat. Sahneye çıkmayı tabi ki istiyorum. Ben oyuncu olacağım iyi bir oyuncu olmak istiyorum diyen birinin yolunun sahneden geçmemesi mümkün değil. Ama zamanı var.
Birkaç sene öncesine kadar okuluna gidip gelen kendi halinde bir genç kızdınız.bugün ise herkes sizi tanıyor. Olumlu veya olumsuz hayatınızda ne gibi değişiklikler oldu?
-Tanınmış bir insan haline geldiğinizde insanlarda tuhaf bir önyargı oluşuyor. Kendinizi merkez gibi düşünürseniz çemberin yakınındaki insanlarda benim aynı ben olduğumu biliyor. İlişkileriniz eskisi gibi devam ediyor. Çember dışa doğru genişledikçe birtakım insanlar var ki sizin çok yakınınızda olmayan onlar birtakım önyargılara sahip. Sizin hakkınızda dışardan olumsuz yorumlar yapıyorlar. Bu bir zaman bana çok incitici geldi..Arkandan bir sürü şeyler söylüyorlar… oysaki sen sadece hayallerinin peşinden koşuyorsun, yapmak istediğin birşey için mücadele veriyorsun. Bu yüzden tanınmışlıkla birlikte insanın sosyal hayatında birtakım şeyler oluyor, zemin sallanıyor biraz..isimlere fazla kapılmamak lazım, sanırım buna kapılanların hayatı bira zor oluyor…
İlgiden bunaldığınız olmuyor mu?
-Düşünsenize hiç tanımadığınız bir insan, sokakta asık yüzle köpeğinizi gezdirirken ben seni çok seviyorum deyip boynunuza sarılıyor, bunlar herkese nasip olacak şeyler değil. Ama açıkçası ilk zamanlarda sıkkınlık oldu. Mardin de çalışırken beni gerçekten Zilan zannediyorlardı. Ve açıkçası bu sevgiden bunaldığım da olmuştu. 50 derece sıcaklıkta kimseyle öpüşmek istemiyordum bunalıyordum..
Ama artık farklı düşünüyorsunuz…
-Efkan Efekan ı kaybettikten sonra (ilk işimde beraber çalışmıştık) birden her şey değişti. Onun insanlara be kadar nazik davrandığı ruh hali ne olursa olsun yanına gelen herkese merhaba deyip ne kadar vakit ayırdığını düşündüm ve bu benim için bi milat oldu. Artık çok mutsuz ve ters bir anım bile olsa gülümsemek zorunda hissediyorum kendimi çünkü bu böyle bir şey..hem dizi çekeyim hem insanlar izlesin hem ratingimiz yüksek olsun deyip ondan sonra da ilgiden şikayet etmek doğru değil. İnsanlar bunları bir bedel olarak görmediği zaman sorun ortadan kalkıyor. Çünkü bir insanın kollarını açıp seni seviyorum demesi bedel olamaz aksine çok keyif verici bir şey…tadını çıkarmak lazım.
10 sene sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?
-Şu anda bulunduğum durumu da iki sene öncesinden hayal edemiyordum. İnsan bir yandan kendini geliştirmeye çalışıyor ve kendine güveniyor ama şans faktörü de çok önemli.. yarışmadayken oyuncunun başrol olması için olgunluk yaşı 25-30 sen daha 20 yaşındasın deniliyordu. Buna inanmıştım, ama ondan sonra Tomris hanımla tanıştım kocamana bir prodüksiyonun başrolü geldi ve sadece 18 yaşındaydım. İşte bu şans, başrol için aranan kız 30 yaşında olsaydım ben olmayacaktım. O yüzden ilerisini tahmin etmek çok mümkün değil…