CANSEL ELÇİN RÖPORTAJI
 
Fransa'dan 'Kırık Kanat'

Kanal D'nin yeni yapımı Kırık Kanatlar dizisinde Yüzbaşı Cemal olarak izlediğimiz yakışıklı genç, meğer Fransa'dan ithal bir Türk oyuncuymuş! Cansel Elçin, Fransa'da oyunculuk okumuş ve pek çok yapımda da yer almış. Fransa'da pişti memlekete düştü. Fransa'da oyunculuk eğitimi görüp pek çok sinema, dizi ve reklam filmi projesinde yer alan 32 yaşındaki Cansel Elçin, Kırık Kanatlar dizisiyle Türkiye'ye döndü. Kendisi halinden pek memnun

Kanal D'de başlayan ve Kurtuluş Savaşı yıllarından insan hikâyeleri anlatan Kırık Kanatlar dizisinde, Yüzbaşı Cemal karakterini canlandıran Cansel Elçin adlı gencin, ta Fransa'dan kalkıp bu dizide rol almak üzere memlekete döndüğünü öğrendik. İlgimizi çekti, gittik görüştük kendisiyle. Babası terziymiş. O daha dokuz yaşındayken Paris'e göçmüşler. İlkokula yeniden başlamış orada. Zor bir dönemden sonra adapte olmuş yeni yaşamına. 24 yaşında tiyatrocu olmak istediğine karar vermiş. Gerard Depardieu, Sophie Marceau, Isabel Adjani gibi isimlerin ders verdiği Ecole Florent okulundan mezun olmuş. Hatta bir ara Audrey Tautou'yla aynı sınıfta okumuşlar. Fransa'da altı sinema filmi, çeşitli dizi ve reklam filmlerinde rol almış. Derken geçen yıl bir gün, Kırık Kanatlar'ın proje tasarımını yapan Tomris Giritlioğlu, tesadüfen kendisini bir deneme çekiminde görmüş, araştırmış, bulmuş ve teklif götürmüş. Gerisini kendisinden dinleyelim...

Önce sizi biraz tanıyabilir miyiz, nerede doğdunuz mesela?

Tire'de doğdum. Babam terzi. Ben dokuz yaşımdayken Fransa'ya yerleştik.

Neden?

Babam çok cesurdu. Birdenbire her şeyi bırakıp gitmeye karar verdi.

Fransa'da modacı olmak mı istiyordu acaba?

Yoo. Türkiye'deki ortamdan, aileden memnun değildi ve birdenbire Fransa'ya gitmeye karar verdi. Fransa'yı çok seviyordu, bizim orada eğitim görmemizi istiyordu. Ben dokuz yaşımda orada yeniden okula başladım. Düşünün dokuz yaşında bir çocuğum, küçücük bir kasabadan, daha İstanbul'u görmeden, uçağa binip Paris'e gidiyorum. Her şey değişik. Eğitim, insanlar, yollar, her şey...

Çok zor olmadı mı?

Çok büyük bir kompleks ve travma yaşadım. Türkiye'ye tatile gelmeyi çok seviyordum, iki ay kalıyorduk. Çok mutlu oluyordum o sırada.

Bu zor dönem sizin için ne kadar sürdü?

Zaten ben 14-15 yaşıma kadar fazla konuşmuyordum. Böyle tek başına yaşayan bir çocuktum yani. Ondan sonra birden açıldım. Çünkü dili çabuk öğrendim. İnsan çocukken dili çok çabuk öğreniyor. Ama bu arada dokuz yaşıma kadar Türkiye'de benim kişiliğimde oturan şeyler kaldı tabii. Avrupa'daki Türkler tam Türk gibidir. Fransızlar, Türkiye'ye gelmeden bir Türkü görebiliyor orada. Biz orada çok daha Türküz.

Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz?

Liseyi bitirdikten sonra para kazanmak istedim. Ailece ticarete atıldık. Özellikle ağabeyim çok başarılı oldu. Türkiye'den Fransa'ya tekstil ürünleri getiriyorduk. Sonra bir baktım 24 yaşımda, yine bu kompleks var bende. Akşamları işten sonra tiyatro okuluna yazıldım. Baktım çok hoşlanıyorum, iki yıl sonra bıraktım her şeyi, tiyatroya döndüm tamamen. Ecole Florent'e gittim. Konservatuara yaşı tutmadı

Önemli oyuncular ders veriyormuş orada.

Evet. Master Class diye bir şey var, ünlü oyuncular gelip ders veriyor. Hani Amerika'da Actor's Studio var ya, Al Pacino, Robert De Niro filan ders verir. Gerard Depardieu, Sophie Marceau, Isabel Adjani gibi oyuncular da burada ders veriyor.

Bu okulda lisans eğitimi mi veriliyor?

Bu okul üç yıllık bir eğitim veriyor ve oyuncuları konservatuara hazırlıyor. Ben konservatuvara giremezdim, çünkü en fazla 24 yaşında olmak gerekiyordu. Yaşım tutmuyordu. Burayı bitirdikten sonra okulda 20 oyuncu seçiyorlar. Onlar okulun başarısını gösteriyor. Ben de seçildim bu 20 oyuncu arasına. İki başarılı oyunumuz vardı. Birinde Hintli bir çocuğu oynuyordum ben. Göçmen bir çocuğun hikâyesini anlatıyordu oyun.

Hep böyle yabancıları mı oynuyorsunuz Fransa'da?

Her şeyi oynuyorum, oyuncuyum ben.

Türkiye'ye gelmeden önce süren bir diziniz var mıydı?

Ben dizilerde tekrar oyuncusu olmadım, istemiyordum. Bölüm bölüm rol alıyordum. Bir de reklam filmleri var. Zidane'la bir reklam filmim vardı mesela. Madrid'te bir araba reklamı çektik.

Ferzan Özpetek'le Harem Suare'de çalışmışsınız.

Ferzan Harem Suare'yi hazırlarken beni menajerim tanıştırdı onunla. Çünkü ben Harem'i çok sevmiştim. Ferzan bana işi anlattı ve 'Kast oluşturmaya yardım eder misin?' dedi. Çok güzel bir iş oldu. Ben tabii oyunculuk istiyordum aslında ama Harem Suare'de benim için bir rol yoktu. Gelip tiyatroda izlemişti beni ve 'Gel, yardım et kamera arkasında,' dedi işte. Filmin senaryosundan çekimine ve montajına kadar oluşumunda yer aldım ve bir film nasıl yapılır tam olarak orada öğrendim.

Fransa'da tanınan bir oyuncu musunuz?

Çok ünlü değilim ama tanınan bir oyuncuyum.

Orada gazeteler, televizyonlar röportaj yapıyor muydu sizinle?

Evet. Tiyatro konusunda ama.

Hiç başrolünüz oldu mu?

Oldu. Dizilerde. Fransa'daki polisiye dizilerde beş-altı ana karakter vardır. 'Guest' diyorlar, davetli oyuncu. O rollerde oynadım bayağı.
Yani şunu merak ediyorum, Fransa gibi sinemada iddialı bir ülkede başarılı, işini iyi götüren bir oyuncu, neden gelip Türkiye'de oyunculuk yapmak ister?
Siz bu diziyi izlerken anlayacaksınız. Bana Fransa'da böyle bir yapım gelmedi daha. Ata biniyoruz, 5 bin tane figüran var, savaş sahneleri, patlamalar, silahlar kullanılıyor...

Gelmeden önce, Türkiye'de dizi piyasasının son yıllarda büyük önem kazandığını biliyor muydunuz?

Tabii. Türk kanallarını izliyordum yani. Bazı dizileri gördüğümde 'Artık güzel işler oluyor ya' diye düşünüyordum.

Kıyaslayabilir misiniz Türk yapımlarıyla Fransız yapımlarını?

Teknik olarak hemen hemen aynı. Mesela yönetmenimiz Çağatay'da çok hoşuma giden bir olay var, iki üç kamera birden kullanıyor. Fransa'da da sette üç kamera aynı anda kullanılır mesela. Bir de Çağatay oyuncuların da motivasyonunu çok iyi yükseltiyor. Çok çabuk ve kaliteli çekim yapıyor. Bu Avrupa tarzı.

Türkiye yerine başka bir ülke düşünür müydünüz? Mesela Hollywood hayaliniz var mıydı?

Olmaz mı? Eğer burada işler yolunda giderse Avrupa'ya açılan bir sinema filminde olmak isterim.

Onun da bir Türk yapımı olmasını mı tercih edersiniz?

Tabii. Semih Kaplanoğlu, Ferzan Özpetek, Fatih Akın gibi isimlerin filmleri çok hoşuma gidiyor ve bunlar dünyaya açılıyor. Türk sineması, dizileri güzel. Eski filmler de güzel. Ben sizin sorunuzu anlayamıyorum bir türlü. Biliyorum nereye gelmek istediğinizi ama...

Kırık Kanatlar'da rol almanız nasıl oldu?

Geçen yıl Ferzan'ın film şirketi AFS beni aradı, bir proje için. Ben onun için geldim Türkiye'ye ama olmadı sonra. Ve bir gün Tomris (Giritlioğlu), kasta bir kız ararken, bir deneme filminde izlediği bir oyuncunun karşısında görmüş beni. Merak etmiş, sormuş. 'Fransız bir oyuncu,' demişler. Görmek istemiş o da. Ben geldim, denemeler yaptım Yüzbaşı karakteri için. Ata binmeyi öğrendim, karaktere hazırlandım.

Başka ne gibi zorluklar yaşadınız?

Vals sahneleri var mesela. Bilmiyordum, öğrendim.

Türkçeniz biraz aksanlı. Dizide dublajlı mı oynadınız?
Hayır. Bayağı zorlanıyorum ama kendim konuşuyorum.

Dizinin gidişatı nasıl ?

Çalışma randımanımız çok yüksek. Sabahları 07:00'den akşam 19:30'a kadar çalışıyoruz. Ben kendimi değiştirmeye çalışıyorum biraz. 'Türkiye'de böyleymiş ben de böyle yapayım bundan sonra,' dediğim şeyler oluyor mesela. Ama bazen de kendi birikimimi yansıtıyorum. Fransa'da öğrendiğim bazı farklılıkları da kaybetmek istemiyorum. Dizi gibi bakmıyorum zaten, sinema çeker gibi çalışıyorum her bölümde. Çekim 1922'de başlıyor. Yüzbaşı Cemal ülkesi için savaşan bir karakter. Büyük Taarruz'u bekliyoruz.

O dönemi çok iyi öğrendiniz mi?

Tabii ki. Ve yedinci bölümde Yüzbaşı Cemal biraz daha duygusal ve stratejik bir adam olarak görülecek. Burada Cansel Elçin'le Yüzbaşı Cemal'in araları biraz daha ısınıyor. Ben steril bir yüzbaşı olmak istemedim. Türk askerinin duygusal taraflarını da ön plana çıkartmaya çalıştım. Düşünün, Büyük Taarruz'da sayımız düşman karşısında çok az ve şartlar çok zor. İşte o yüzden biraz kirli bir yüzbaşı yapmak istedim.

İstanbul'a yerleştiniz mi?

Yerleşmedim daha, ama yerleşmeyi düşünüyorum. Hayatım burada olacak.

Dizi yüzünden mi?

Değil. Şimdi altı aydan beri Türkiye'deyim. Ve şunu gördüm; geldiğimden beri çok mutluyum, huzurluyum ve hayatımın burada olmasını istiyorum.

Sadece Türkiye'yi özlediğiniz için mi dönüş yapıyorsunuz yoksa bir Türk yapımında yer almayı özellikle mi istediniz?

Yok, bana daha önce de teklif geldi. Ama çok abuk sabuk senaryolar. Ben ciddi bir işte çalışmak istedim.

Peki sizin Fransa'da milliyetçi duygularınızın yoğunlaşmasıyla bu yapımın Kurtuluş Savaşı'nda geçmesi arasında bir bağlantı var mı?

Tabii tabii. Gurur var. İster istemez oluyor.

Meraklı mısınız Türk tarihine?

Tabii. Ağabeyim de çok düşkündür mesela, benden daha bilgilidir. Kemalistiz biz zaten.

Kendinizden biraz söz eder misiniz, nasıl bir insansınız, hobileriniz neler mesela?

İnsanın kendisinden bahsetmesi çok zor yaa. İnsanları dinlemek benim için daha önemli. Ne bileyim, yönetmenlik de yaptım mesela, kısa metrajlı bir filmim var Kelebek diye, !F İstanbul'a da katıldı. Benim boş vaktim yok yaa. Çalışmadığım zamanlar senaryo yazarım. Bir tiyatro oyunu yazdım mesela.

Yer aldığı sinema filmleri :

2004 - « L'EQUILIBRE DE LA TERREUR » Jean-Martial LEFRANC
2004 - « TU VAS RIRE MAIS JE TE QUITTE » Philippe HAREL
2002 - "A PLUS POLLUX " Luc PAGES
2001 - "L'ART (DELICAT) DE LA SEDUCTION" Richard BERRY
1999- "LE CCUR A L'OUVRAGE " Laurent DUSSAUX
1998 - "HAREM SUARE" Ferzan ÖZPETEK (oyuncu olarak degil)
1997 - "IRMA VEP " Olivier ASSAYAS

Yer aldığı tv filmleri :

2004 - « NAVARRO -UNE FEMME AUX ABOIS » José PINHEIRO
2002 - "LA CRIM' " Denis AMAR
1999 - "ROUTE DE NUIT" Laurent DUSSAUX


Yer aldığı tiyatro oyunlari :

2002 -"La Salle d'eau"
2001 -"Silence Complice"
1997-2001-"Appelez-Moi Chef !" ou "Cellule 118
1996- American Buffalo
 Röportajı gönderen nefertitiye teşekkürler