HENÜZ
OYUNCULUĞU ÇÖZEMEDİM
Kırık Kanatlarda canlandırdığı
Yüzbaşı Cemal karakteriyle birçok kadının kalbini fetheden Cansel
Elçin yeni filmi Küçük Kıyamet ve yeni dizi Hatırla Sevgili
ve yeni Tiyatro projeleri ile adından daha çok söz ettirecek ..
Mart ayında Cansel Elçin ile yaptığımız portre röportajdan sonra o
kadar çok okur mektubu aldık ki daha kapsamlı bir röportaj yapmamız şart
oldu.İnternetteki forumlarda hakkında yazılan” çok yakışıklı çok
tatlı bir gülüşü var onu çok seviyorum” yorumları da hayran
kitlesini çokluğunu anlamamıza yardım etti.Ilık bir sonbahar sabahı
Taksim Point Hotel’in lobisinde bu “efsane” oyuncuyla buluştuk.Hakkında
yapılan yorumlar ne kadar doğruymuş kendi gözlerimizle görelim
dedik.Cansel Elçin hafif aksanlı konuşması,ağırbaşlı tavırları ve
muzip gülüşüyle sorularımızı yanıtladı.
9 yaşında terzi olan babasının aldığı bir kararla Fransaya yerleşen
Cansel Elçin küçük bir Anadolu kasabası olan Tire’den Paris’e
gidince büyük bir kültür şoku yaşamış.Daha İstanbulu bile görmeden
böyle bir değişim yaşayınca alışması zor olmuş.Orada ilkokula
tekrar başlamış.dili öğrenene kadar okulda pek kimseyle konuşmayan
“tuhaf”bir çocukmuş.Liseyi bitirince ailesinin mesleği olan tekstil işine
girmiş.ağabeyiyle birlikte ticaretle uğraşırken,farklı birşeyler
yapmak istediğini keşfetmiş.24 yaşındayken tiyatro okumaya karar vermiş,ancak
yaşı büyük olduğu için konservatuara girememiş.Audrey Taotou,Daniel
Auteuil gibi oyuncularla birlikte Ecole Florent’e giden Cansel Elçin
kendini oyunculuğun büyüsüne kaptırmış.
-Geç bir kararla oyunculuğa başlamışsın.Oyunculuk senin için ne
ifade ediyor?
Sahneye ilk çıkış en önemli an değil,akşam eve gittiğin zaman nasıl
bir insan olduğunu anlıyorsun.Tekrar okula dönüp o sahneye çıkıp çıkmayacağına
karar veriyorsun.Oyuncu olarak iç dünyanla barışık olman
gerekiyor…Tedavi kelimesini kullanmayı sevmiyorum ama kendi üzerinde çalışman,kendini
keşfetmen gerekiyor.Hocalar çok hassaslar.Hiçbir zaman “senin şöyle
bir sorunun var” demiyorlar.Hatanı kendin bulman gerekiyor.John Salzberg
adında Amerikalı bir koç vardı,onunla ilk 15 gün hiç konuşmadık
birbirimizle.Tedirgin başladık.Sahneye ilk girerken” olmadı bir daha
gir” dedi.sadece bir adım atmıştım oysa.Üç kez tekrar ettim.”Bir
daha böyle girersen seni okuldan kovarım” dedi.Sahnenin arkasında” bu
adam benden ne istiyor” diye düşündüm,ve sahneye amuda kalkarak
girdim.hiç alakası yoktu rolümle ama kabul etti.Cesaret mi ne bilmiyorum
ama senden heyecan istiyorlar.Çok hoşuma gidiyor
oyunculuk.Heyecan,cesaret,tutku…Bir gün biterse başka bir şey yaparım
ama şu anda gerçekten çok heyecanlanıyorum.Yapacak daha çok şey var.
-Film ne zaman gösterime giriyor?Bu bir deprem filmi mi?
22 Aralıkta gösterime girecek.Deprem hikayesi var ama sadece bir deprem
filmi değil.1500, lerde İstanbul’da çok büyük bir deprem oldu ve küçük
kıyamet dendi.İstanbul tamamen yıkıldı.Senaryoyu okuyunca hikaye hoşuma
gitti.Bir çift var.10-15 seneden beri rutine girmişler.Adam sıfırdan başlayıp
bir seviyeye kadar gelmiş,inşaat mühendisi.İki çocukları var.Karısıyla
çok fazla ilişki kurmayan biri.Karısı annesini kaybetmiş.Tatile gitmeye
karar veriyorlar çünkü İstanbul’da deprem bekleniyor.Kadın depremden
çok korkuyor.Adam her şeyi olduğunu her şeyinin garantili olduğunu düşünüyor.Oysa
tatile çıkınca orada başka bir korkuyla karşılaşıyorlar.Acaba bu
tatil gerçek hayat mı, rüyamı her şey karışıyor.Bu bir psikolojik
gerilim filmi.Benim karakterim biraz antipatik ama ben o antipatikliği
kaybetmeden biraz duygusallık da kattım.Deprem sahnesi çok güzel oldu.Taylan
biraderler çok iyiler.
-Hiç deprem yaşadın mı?
Küçük bir deprem yaşamıştım Tire’deyken.Sonra Ayvalık’ta yaşadım,korktum
bayağı.6.kattaydık küvetin içine attım kendimi,çok uzun sürdü.Elinizden
gelen hiçbir şey yok çünkü.
-Şu anda yer aldığın Hatırla Sevgiliden bahseder misin? Seni çeken
ne oldu?
İllede bir dizide oynayayım diye bir amacım yoktu.Hikaye beni
etkiledi,Menderes dönemini anlatıyordu.O dönemde geçen modern bir Romeo-Julyet
gibi.İlginç bir karakter Ahmet;eğitimli,sevimli,sıcak.Avrupa’da 7-8
sene yaşamış.Dönünce ülke sorunlarına objektif bakabiliyor.
-Sende yıllarca yurtdışında yaşayıp dönen biri olarak onunla özdeşleşiyormusun?Türkiye’yi
nasıl değerlendiriyorsun.?
Biraz özdeşleşiyor ama ben aslında dışardan gelen biri değilim.Kendimi
çok Türk hissediyordum.Birbuçuk senedir buradayım adresim Türkiye oldu
artık.Eskiden hem burada hem Fransada yaşıyordum.Türkiye çok
duygusal,sadece insanların sıcaklığından duygusallığından
bahsetmiyorum.Türkiye’de yapılacak daha çok şey var.Her açıdan,sadece
sanatta değil her alanda bir şeyler üretmeye ihtiyaç var.Çok çalışkan,
yetenekli insanlar var.Avrupa’dan bakınca değişik görünüyor. Ama içerde
olunca çok daha farklı.Yurt dışında Türkiye’yi tanımıyorlar.Türkiye
de Avrupa’yı ,özellikle Fransa’yı tanımıyor..Klişe düşünceleri
var iki tarafın da.Bence görevimiz imajımızı her zaman pozitif olarak göstermek.Bunun
en iyi yolu da sanat ve spor.İnsanlar alışamaz önlerine bir top atarsın
oynarken kaynaşırlar.Göksin Sipahioğlu’nun dünyada tanınması beni
gururlandırıyor.Cannes’de Nuri Bilge Ceylan’ın ödül alması,Eurovizyon
da birincilik,futboldaki başarılar bunların devam etmesi gerekiyor.Bu
alanlarda başarılı olmak ülkeye güzel,sempatik,pozitif bir imaj
getiriyor.
-Kurtuluş savaşı konulu bir diziden sonra yine tarihsel bir dizide
oynuyorsun.Bu bilinçli bir şey mi?
Gerçekten böyle bir şey düşünmedim..Sadece senaryoyu okuyunca karar
verdim.Oyuncu olmak o yüzden çok güzel.Ben şimdi 33 yaşımdayım ve
oyuncuyum.Bekarım,çocuklarım yok.Belki 20 yaşında çocuk yapmak
isterdim,iki çocuğum olsun isterdim,pilot mühendis her şey olmak
isterdim ama bunların hepsini yapmak için bir hayat yetmiyor.Belki
2150,de,belki eski çağlarda yaşamak isterdim.O yüzden dönem dizisinde
oynamak çok güzel.1960’lı yıllarda saçlar,kıyafetler,her şey farklı…
-Senaryoya herhangi bir katkın oluyor mu?
Senaryoda” Ben bunu istiyorum” demiyorum ama Tomris hanım
senaristleri,oyuncuları,yönetmeni,tüm ekibi topluyor,senaryoyu birlikte
okuyoruz.20 bölüm ilerde ne olacağını düşünerek çalışıyoruz.Bu
hoşuma gidiyor.
-Tarih kitapları okuyup,rolüne çalışıyormusun?
Dönemin öncesini okumaya çalışıyorum daha çok.Tabi ki biliyorum neler
yaşandığını ama detaya girmek istemiyorum çünkü bilmesem daha çok
heyecanlanırım…bildiğin şeyi oynamak çok daha zor.bildiğim olayları
kafamın kenarına koyuyorum.ona kendimi bırakmak istiyorum,bu tarihte şöyle
oldu diye değil,his olarak o döneme girmek istiyorum.
-Tiyatro mu, Televizyon mu yoksa Sinema mı gönlünde daha fazla yer
kaplıyor?
Dizi oynayıp,akşam tiyatro sahnesine çıkmak güzel olurdu.Epeydir
oynamadım,ihtiyacım var,canım tiyatro istiyor,çok acayip bir şey
tiyatro.Bir savaş…Sahnede elinde bazen bir bıçak,bazen top oluyor..gününe
göre değişiyor ama sahnede savaşmalısın.Tiyatro zor.Sadece sen varsın,tek
plan;tekrar,ışık,kadraj yok..Tiyatro oynadığın zaman diyorsun ki
“niye ben bunu yapmıyorum da başka şeylerle uğraşıyorum?"
Tiyatro bence bir oyuncu için zorunluluk.Bir oyuncunun hayat dersi alması
gerekir,tiyatroda bunu anlıyorsunuz ve olgunlaşıyorsunuz…Özel
projelerim var tiyatro ile igili..
-Rolüne nasıl hazırlanırsın?
Rolün geçmişini çok çalışıyorum.Öğrenmeye çalışıyorum kendime
güveniyorum ama hiçbir zaman emin değilim.Biraz hastalıklıyım bu
konuda.”oldu mu acba?diye”rahatsız ederim herkesi.Sadece settekileri değil
patronları da.
-14-15 Yaşına kadar çekingen bir çocukmuşsun.Şimdi nasıl
hissediyorsun?
Çekingen değilim yerine göre olabilirim belki ama “ben dürüstüm ben
duygusalım ben şöyleyim” diyen insanlardan nefret ederim.Bence bunlar
hareketle ispatlanır.Herkes duygusaldır önemli olan bunu nasıl ifade
ettiğin…
-İkili ilişkilerde nasılsın peki? Duygularını nasıl gösteriyorsun?
Fedakarmısın?
Şimdiye kadar hep ciddi ilişkilerim oldu.O konularda çok
gizemliyimdir.Sadece kendimi değil etrafımdaki insanları da korumak için.Fazla
konuşmam,anlatmam.Güvendiğim,bizi tanıyan insanlarsa,sadece arkadaşlarıma
anlatırım.İnsan sevdiği zaman her konuda fedakarlık yapar.Romantizm ne
demek?Bu önemli.Sokakta yürürken kahvaltı ederken yemek yerken her yerde
romantizm olur.O sadece spontane bir jesttir.Bir insanın gözüne romantik
görünebilirsin.Doğal ve dürüst bir şekilde yapılmış bir hareket
romantizm olabilir.
-Senin için hayatta en önemli şey nedir?
Benim için en önemli şey yaptığım şeyden pişman olmamak.Klişe
olabilir ama kalbimi dinlemeye çalışıyorum.Her konuda dürüst davranmak
gerek.Mesela işini sevmiyorsun ama iyi para kazandığın için bırakamıyorsun.Halbuki
zor da olsa kalbini dinlemelisin.Biriyle ayrılmak da öyle,aşk
gidiyor,sevgi de gidiyor.Dürüst davranmak cesur olmak gerekiyor.Kalbinin
sesinin dinlemelisin.
-Okurlarımız soruyor…
İşte okurlarımız gelen sorular:
-Kırık Kanatlar oyuncularıyla iyi anlaşabiliyormuydun?
Türkiye’ye gelince çalışma tarzı farklıydı,gördüğüm eğitim
gibi değildi.Benim adapte olmam gerekiyordu.Bana karşı sabırlı davrandılar.Başlarda
onlar daha alışkın oldukları için bana işlerin nasıl olduğunu anlattılar.
-Dizi aşkları çok popüler.Özge Özberk ile aranız nasıldı?Tekrar
aynı projede yer alacakmısınız?
Özge Özberk çok güzel ve iyi bir kız.Aramızda bir şey olmadı.Aynı
projede çalışmak isterim ama olsaydı “yine mi Özge” derlerdi..Şimdi
de “niye yok” derler…ilerde oynamak isterim.
-Sevgiliniz var mı?Evlenmeyi düşünüyormusunuz?
Şu anda evlenmeyi düşündüğüm biri yok
Cansel Elçin hakkında bilmedikleriniz.
En son izlediği film
Üç defin’i izledim..çok iyi bir filmdi.İklimler ve Beş vakit’i
izlemek istiyorum.
En son okuduğu kitap
Suç ve Ceza’yı okuyorum …daha önce fırsatım olmamıştı…Şu Çılgın
Türkler’i okudum ama Atilla İlhan’ın Gazi paşası daha çok hoşuma
gitti.sinematogrofik yaklamış.
Hangi sporu yapıyor?
Çok tenis oynuyorum..Levent tenis kulubüne gidiyorum.
Eğlenmek için neler yapıyor?
Akşamları fazla çıkmam.evimde kalırım,çalışırım,kitap okurum,iki
üç arkadaşım var,onlarla takılırım.sinemaya müzeye giderim..
En son ne zaman aşık oldu?
Bilmiyorum bayağı oldu…7,8 yıl…
Aşık olunca nasıl olur?
Aşık olunca aptallaşırım herkes gibi biraz zayıf,çocuk gibi olurum
ama kontrol altında kalmaya çalışırım.Bu zor,çünkü insanın aklı sürekli
ona gidiyor..
Beğendiği oyuncular
Şemsi İnkaya , Tanju Gürsu ile çalışmak çok keyifli,onlardan birşeyler
öğreniyorum.Şener Şen ile oynamak isterim.
Nerelerde yemek yemeyi seviyor?
Bebekteki La Mangerie’da çok güzel kuzu yapıyorlar.Leventeki köfteci
Ramiz’i,İstaklaldeki zencefili seviyorum.Kanyon’da çok güzel kahve
yapıyorlar,alışveriş merkezlerini sevmiyorum ama oranın kahvesi güzel.Aslında
her yemeği severim,fazla yağlı olmamak şartıyla.Bol yeşillik de
seviyorum.
Cosmopolitan/Kasım 2006